Remedy firmasının oyunlarını tartışmaya gerek yok bence...
İlk önce Max Payne oyununa değinelim.
Max Payne:
Oynarken çok haz aldığım, bir o kadar duygulandığım, zorlandığım, gıcık olduğum hatta dramatik yerlerde oyunu bırakıp, bir köşeye gidip hüngür hüngür ağladığım bir oyundur. Oyunun henüz daha ilk başlarında karınızın çığlıklarını duyup evin içinde onu arıyorsunuz. Sonrasında odaya geçme engeliniz olduğu için arka taraflardan dolaşıp bir yatak odasına geliyorsunuz. Orada bebeğinizi ölü buluyorsunuz. Ben bu sahneyi gördüğümde mouse ve klavyeyi bırakıp bulunduğum sandalyede ellerimi yüzüme koyarak hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Evet abartıyor gibi görünebilirim ama hayır. Özel yaşantısında benzer olaylar yaşamış biri için bu sahnelerde ağlamamak pek de mümkün olmasa gerek.
Oyundaki en zor noktalardan biri de ayaklı bir hedef tahtası olmanız :) Sürekli hareket haline olmalısınız yoksa delik deşik peynirlere dönüyorsunuz. :))
Ve... sonrasında oyunun havasını ve etkisini hala üzerimizden atamadığımız bir dönemde Max Payne 2: The Fall of Max Payne çıkageldi. İlk oyundan hatırlayacağımız gibi Max Payne abimiz aşk tutkunu bir casanova :)) Bu versiyondaki konu tabii ki daha ilginç. Max Payne ortağını öldürmekle suçlanıyor. Ama Max Payne ise gerçekte ortağını başkasının öldürdüğünü düşünüyor. Ve ne tesadüftür ki (alla alla :)) aynı düşüncelere sahip bir bayanla tanışıyor. Ve havada aşk kokusu var tabii ki :) Mona Sax adındaki bu hatunla iş birliği yaparak gerçek katilin izini sürmeye başlarlar. Oyuna buradan balıklama bir dalış yapıyoruz. Bazı yerlerde müstakbel gelin ile oynuyoruz falan. Oynanış bakımından oyun gerçekten çok güzel.
Veee gelelim asıl favorim olan daha doğrusu olacağından emin olduğum Alan Wake :))
Max Payne serilerinden de anlayacağımız üzere senaryolara laf yok.
Alan Wake'de de aynı şey söz konusu. Tamamen psikoloji üzerine kurulu bir oyun. (Tam Benlik)
Alan Wake çok karizma, çok esrarengiz, çok gizemli bir adam. Tabii ki adından da anlaşıldığı gibi baş karakterimiz. Alan Wake bir yazar... Romanlarını nişanlısından ilham alarak yazıyor. Fakat ilginç bir şekilde nişanlısını kaybediyor. Artık Alan Wake'in o en çok okunan romanlarının ilhamı yok oluyor... Alan Wake tedavi amaçlı Bright Falls Kasabasının yolunu tutuyor. Kaldığı yerde nişanlısına çok benzeyen bir hemşire ile tanışıyor. Ve artık hiç bir şey eskisi gibi olmuyor tabii ki... Alan Wake kabuslar eşliğinde ilham perisini yeniden bulduğunu düşünüyor. Romanlarına tekrar devam ediyor... Ama artık rüyalarını yaşıyor... Karanlık, onun herşeyini alabilir... Bu yüzden, aydınlık Alan Wake'in herşeyi haline geliyor.
Konu oldukça ilginç, bir o kadar da sürükleyici. Görüntülere ise söylenecek söz yok...
Şimdi bize kalan yalnızca beklemek oluyor... Bu oyunu çok büyük sabırsızlıkla bekliyorum.
Uzaylı, yaratık, zart zurt gibi klasik ve saçma konulardan sıkılan, gerilim ve psikoloji ile ilgilenenler için kesinlikle mükemmel bir oyun olacak...
Yazar: Titi (Deniz)
www.titi-piti.com
Yazının izinsiz bir şekilde kullanılması kesinlikle yasaktır. Tüm hakları saklıdır. |